Karşıyaka'dan girdiğimiz yol ülkemizin en güzel otobanı. İzmir'in çevresinden genişçe bir daire çizerek keyifli bir yolculukla varıyoruz Urla'ya. iskeleye indiğimizde masmavi bir senfoni ile karşılandık. Meydandaki Rumlardan kalma evler, beyaz duvarlarla kontrast yapan deniz rengi pancur-lar, kalabalık balıkçı barınağı Urla'nın bir "tarz" sahibi olduğunu hemen hissettirdi.
Soluklanmak için girdiğimiz meydan kahvesi bütün perişaniyetine rağmen tarifi zor bir asalet taşıyordu. Çıkma balkonu ve turuncu duvarları diğer kahvelerden farklı olduğunu bir bakışta hissettiriyordu. Böyle bir mekandan Yorgo Seferis gibi bir şairin çıkmış olması şaşırtıcı değil. Yaşadığı evde bugün müze olarak kullanılıyor. Balıkçı barınağının arkasında bir ada görülüyor. Adayı karaya bağlayan yolda ise anormal yoğun bir araç trafiği var. Sebebini adaya vardığımızda öğreniyoruz. Osmanlı Devleti zamanında "karantina adası"olarak adlandırılan bu yerde tahaffuzhane yapılmış. Böylece uzak diyarlardan gelen gemilerin tayfa ve yolcuları karaya ayak basmadan önce bir çeşit taramadan geçirilirmiş. Ecdadın hassasiyetine hayran olmamak elde değil.Tabi bu uygulama dönemin limanı olarak İzmir'in de önemine bir işaret Tahaffuzhane binası bugün de aslına yakın bir amaçla "devlet hastanesi' olarak kullanılıyor. Yöre halkının taktiği isimle 'ada hastanesi"trafiğin de sebebi. Urla'nın izmir'in kapısı olduğu eski kayıtlardan da hemen anlaşılıyor. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde burada 250 zeytin değirmeni ve 1000 haneden bahsediyor. Çelebinin gözlemleri bugünde kısmen geçerli. Asıl Urla merkezi güneyde ve denize direk kıyısı yok. Evler ve sokaklar özgünlüğünü koruyor. Ticari olarak çok canlı bir merkez ve çevre köylerin de pazarı.
Urla'nın "karantina adası" dışında çiçek adaları diye isimlendirilen küçük kayalıkları ve Hekim adası ile Uzun ada isimli iki büyük adası mevcut. "Ayıgayı"tecrübesinden sonra haritada gösterilen Klazomenai antik kentinin keşfine cesaret edemedik. Onun yerine Urla'nın salaş lokantalarında çok lezzetli kebabını tattık ki tavsiye edilir.