Okaliptüs ağaçlarının gölgesinde soluklanıp tuzlu iyot kokusunu dolduruyoruz ciğerlerimize. Hava rüzgarlı olmasa atacağız kendimizi engin maviliğe.
Ama sahilde yiyeceğimiz soğuk kursağımızda bırakıyor hevesimizi. Açıklarda kefal ve çupra kafesleri... Kefalin adı bile ağzımızın suyunu akıtıyor.
Yeşille mavi tonlarının mümkün olan bütün kombinasyonlarını seyirden mest olmuş bir şaşkınlıkla varıyoruz Mordoğana. Bu nasıl bir isim. Gündo-ğumunu seyir için nasıl da tahrik ediyor insanı. Ne yazık ki bizim için bu mümkün olmadı.
Mordoğanın şimdiden küçük bir Çeşme olmuş kasaba merkezini tekrar gelme sözü vererek aynı yoldan geri dönüyoruz.